İhracat yoluyla fakirleşiyor muyuz?

Sayın Özal'ın. sık sık övündüğü konulardan biri "ihracat artışı"dır. Gerçekten ihracat artmıştır; ihracatımızın yapısı da değişmiştir. Ancak. bu artışın ekonomiye maliyetini inceleme ve değerlendirme zamanı çoktan gelip geçmiştir. İşte, sayın Özal Hükümeti'nin bir türlü görmek istemediği ve bir türlü anlamak istemediği yön budur.

İhracat ve ithalat uygulamalarında saptayabildiğim önemli bazı aksaklıkları. kamuoyuna iletmek istiyorum.

  1. İhracatı artırmaya yönelik çeşitli teşviklerin amacı. Türk mallarının uluslararası pazarlarda sağlam yer edinmesini ve yeni pazarlara girebilmesini sağlamaktır. Ne var ki, yedi yıldan beri sürekli olarak uygulanan ihracata yönelik teşviklerin, esas amacına ulaşamadığı ve ihracatın sağlam bir temele oturtulamadığı gözlenmektedir. Zira, ihracat teşviklere bağımlı duruma gelmiştir; teşviklerde kısıtlamaya gidilince, ihracat gerilemektedir.

    Nitekim. 1980-1985 döneminde altı yılda teşvikler sürekli ve hızlı bir şekilde artmıştır. Faiz farkı iadesi, vergi iadesi, destek­leme primi gibi teşvikler 1980'de 6 milyar 800 milyon Lira iken, 1984'de 350 milyar Lira, 1985'te 346.5 milyar Lira olmuştur. Bu teşvikler, 1980 yılına göre 1984'de 51,5 kat, 1985'te 51 kat olmuştur. Altı yılın top1amı ise, 1 trilyon 11 milyar Liraya ulaşmıştır. Ayrıca, 1980-1984 döneminde beş yılda fiili gümrük vergisi muafiyetleri de 1980'de 15 milyar Lira iken, 1984'de 392 milyar Lira dolayındadır. Bu muafiyet, 1980 yılına göre 1984'de 26 kat olmuştur. Beş yılın toplamı ise, 808 milyar Liraya ulaşmıştır. Diğer vergi resim ve harç muafiyetleri ile teşvikler de bunların dışındadır. Teşvikler bu boyutlarda artarken, adeta patlarken, ihracat artışı yeterli olmamıştır kanımca...Aksine, 1986'da duraklama ve gerileme başlamıştır.

  2. İhracatımızın içinde sanayi mallarımızın payı artmıştır. Ancak,ekonomide önemli dengesiz1ikler ortaya çıkmıştır. Bakınız nasıl:

  • Ülkemizde üretilen sanayi malları yerine, ithal edilen mallar ithal edildikleri fiyatların çok altındaki fiyatlarla ihraç edilmektedir.
  • Yüksek fiyatla ithal edilen bazı mallar ülkemizde kullanılmaktadır. Oysa ülkemizde üretilen ayni nitelikteki mallar, ithal fiyatlarına göre çok düşük fiyatlarla ihraç edilmektedir.

Bu dengesizlikler. ülkenin zararına. olmaktadır. Nitekim sınırlı olarak hesaplayabildiğim, 1984 yılında sadece 25 kalem malda, yukar­daki nedenlerle ülke değerlerinin dış ülkelere aktarılmasından doğan ülke zararı 29.5 milyon Dolardır. 1985 yılında ise, sadece 60 kalem malda bu zarar 95.5 milyon Dolardır. Nitekim resmi verilere dayanarak yaptığım özel hesaplama ve analizlere göre, ithal ve ihraç sonucunda 1984'de binek otomobilinde 5.648.000 Dolar, hayvan yeminde 4.208.000 Dolar, bazı dış lastiklerde 3.698.000 Dolar, kütük ve bazı demir çelik mamullerinde 5.756.000 Dolar kaybetmişiz. 1985'de, binek otomobilinde 2.329.000 Dolar, manyetik bantlarda 2.592.000 Dolar, kara nakil vasıtaları şasi aksamında 15.400.000 Dolar, tuvalet kağıdında 71.000 Dolar kaybetmişiz. İthal ve ihraç eden firmalar çok çeşitli teşviklerden yararlandıkları için zarar etmemişlerdir. (Analizi ülke için gerekli olmayan mallar açısından yaparsak ülke kayıpları katlanmaktadır.)

Böyle binlerce mal var. Özetle, 1984'de sadece 25, 1985'de sadece 60 kalem malda ülke zararı 126 milyon Dolardır, yani 61 milyar Liradır. Yüzlerce, binlerce malda ülke zararı kimbilir ne boyuttadır? Ülkemizde kullanımı zorunlu olanlar dışında, bu malları "alıp-satmasaydık" ithalat ve ihracatımız bunların değerleri ölçüsünde kabarmazdı; ama, ülke değerleri de dış ülkelere ihracat yoluyla aktarılmamış olurdu. Bu olgu, sanayi mallarının ihracat içindeki payını yapay olarak yükseltmektedir; ithalat ve ihracatımızı yapay olarak kabartmaktadır. Bu olgu, "ihracat yoluyla fakirleşme"nin ta kendisidir.

3) Sürekli değiştirilen ithalat ve ihracattan alınan fonlar, verilen primler ve diğer teşvikler, firmaları "al-sat-kazan" psikozuna itmektedir. Bu, ihracatımızın sağlıklı bir tabana oturmasını önlediği gibi, serbest piyasa ekonomisine aykırı olarak "haksız rekabete" ve "haksız kazanca" imkan vermektedir. Şu iki örneğe bakınız:

a) 1984 yılında ithal edilen kütük ve bazı demir çelik mamulleri ithalatından "destekleme ve fiyat istikrar fonu"na yaklaşık 3 milyar Lira fon tahsil edilmiştir. İhraç edilenlere ise, 12.5 milyar Lira destekleme primi ödenmiştir. 1984'de kütük ithalatında ton başına "1" Dolar karşılığı fon tahsil edilmiş, ihracatında ise, ton başına "20" Dolar karşılığı destekleme primi veya ek ödeme verilmiştir. Yani 1984'de kütük ithalat ve ihracatında, Devletin ve milletin kesesinden birilerine ton başına "19" Dolar karşılığı sağlanmıştır.

b) Verilen teşvikler karşılığında, ihracat taahhütlerinin yerine getirilip getirilmediği gözlenmektedir. Resmi verilerden saptayabildiğime göre, 1981-1984 döneminde 4 yılda ortalama %20 oranında ihracat taahhüdü yerine getirilmemiştir. Bu dönemde söz konusu teşvikler karşılığında 10 milyar 600 milyon Dolar ihracat taahhüdünde bulunulmuş, 8 milyar 400 milyon Dolar ihracat gerçekleşmiştir. 1980-1984 döneminde beş yılda faiz farkı iadesi, vergi iadesi ve destekleme primi olarak toplam 665 milyar Lira teşvik ödenmiştir. Yerine getirilmeyen 2 milyar 200 milyon Dolarlık ihracat taahhüdüne tekabül eden bu teşviklerden firmalara sağlanan"haksız kazanç" tutarı yaklaşık 85 milyar Lira dolayındadır.

Ayrıca, 1980-1984 döneminde beş yılda toplam 808 milyar Lira dolayında fiili gümrük vergisi muafiyeti sağlanmıştır. Bunun ne kadarının ihracata yönelik olduğu belli değilse de, büyük bir bölümü ihracatla ilgilidir. Yerine getirilmeyen ihracat taahhüdünü bu alanda da %20 kabul edersek, fiili gümrük muafiyetinden firmalara sağlanan haksız kazanç tutarı da yaklaşık 342 milyar Lira dolayında olabilir Diğer vergi, resim, harç muafiyetleri bu rakama dahil değildir.

Hesaplamalarımda hayali ihracat olmadığı, ithalat ve ihracatın gerçek rakamlar olduğu, gümrük muafiyetlerinin tam yerinde kullanıldığı kabul edilmiştir. Bunların varlığı da dikkate alınırsa, haksız kazanç boyutları kimbilir nasıl katlanır...