Kadın ve laiklik

"Dünya Kadınlar Günü"nde , laiklik kavramını incelemenin kadın hakları açısından gerekli olduğuna inanıyorum. Bu nedenle yazımızın konusu budur. Bilindiği gibi , İslam Dini kadınlara, İslam öncesi cahiliye devrine göre çok rahat bir ortam sağlamıştı. Bu reforma rağmen kadınlar tüm anlamıyla toplumsal ve siyasal özgürlüklerine kavuşturulamamıştı.Bu reforma rağmen kadınlar tüm anlamıyla toplumsal ve siyasal özgürlüklerine kavuşturulamamıştı. Osmanlı devletinde ise,kadınlar adeta bir cendereye sokularak, yetenekleri, düşünme özgürlükleri ve hatta onurları körletilmeye çalışılmıştı. 1550 - 1800 arasında çeşitli tarihlerde getirilen şu yasaklara bakınız : Kadınların kaymakçı dükkanına girmeleri, erkeklerle sandala binmeleri, feracelerinde yenilik yapmaları, mesire yerlerine gitmeleri, babaları ya da oğulları ile birlikte sokakta yan yana yürümeleri, ezan saatinde dışarıda bulunmaları, belirli meydanlarda dolaşmaları, çarşaf ve ince peçe ile dolaşmaları yasaklanmış ... Evlenen kızlar gelinlik vergisi ödeme zorunda bırakılmış... Üçüncü Selim döneminde, kadın giyimi ve saç biçimi konusunda emirname yayınlanmış...

Kadınlarımız lehine ilk hareketler Tanzimatla başlamış ise de bunlar eğitime yönelik bazı olanakların sağlanmasından, sınırlı bazı düzeltmelerin yapılmasından öteye gitmemiş... Hiç kuşkusuz, kadınlarımıza layık oldukları haklar Atatürk'ün önderliğinde Cumhuriyet döneminde sağlanmıştır. Nitekim, 1930 ve 1934 yıllarında siyasal haklar verilmiştir. Ama kanımca, kadınlarımız toplumsal,siyasal ve düşünsel özgürlüklerine, laiklik ilkesinin benimsenmesi sonucunda kavuşmuşlardır. Şu halda, "laiklik ilkesi" kadın hakları açısından temel ve tek köşe taşıdır diyebiliriz. Laiklik ilkesi benimsenmeden, kadın haklarından, toplumsal, siyasal ve düşünsel özgürlüklerinden söz etmek mümkün değildir. İşte bunun içindir ki, laiklik kavramını hepimizin çok iyi bilmesi, çok iyi anlaması gerekiyor. Laiklik elden gidiyor mu? Laikliğe karşı akımlar güçleniyor mu? Laiklik ilkesi törpüleniyor mu? sorularının yanıtlarını, ancak konuyu çok iyi bilirsek, çok iyi kavrarsak bulabiliriz; çatışmaya neden olmadan birlikte çözümler üretebiliriz.

Çoğu kez "laiklik" "din" ve vicdan özgürlüğü", "din ve devlet işlerinin ayrılması" olarak tanımlanır. Oysa, kavram çok daha geniş kapsamlı olup en az, birbirini tamamlayan ve bir bütün oluşturan şu beş unsurdan oluşur:

Birinci unsur, din ve vicdan hürriyetidir. Yurttaşlar ibadetlerini serbestçe yapabilirler. Anak bu hak ve hürriyetin de kötüye kullanılmaması gerekiyor. İbadetin, dini ayin ve törenlerin serbestliği, teokratik bir devlet düzeni kurmak amacıyla kullanılamaz. Dini törenler ve ibadet, genel asayişi, milli güvenliği ulus egemenliğini, devlet bütünlüğünü ve diğer yurttaşların hak ve özgülüklerini sınırlamaya yönelik olmaz.

İkinci unsur, devletin resmi bir dininin olmayacağıdır. Devlet hiçbir dini benimsemez, hiçbir dini yasaklamaz, hiçbir dini korumaz; devlet dinsizliği özendirmez, din aleyhtarlığı yapmaz; devlet, bütün din ve mezheplere karşı tarafsızdır.

Üçüncü unsur, devletin, inandıkları din ve mezheplere göre yurttaşlar arasında ayrım yapmamasıdır; inançlarına göre yurttaşlarına ayrıcalıklar tanımamasıdır.

Dördünü unsur, devletin din kurallarına göre değil, akla, bilime, çağa, teknie ve toplumun ihtiyaçlarına göre yönetilmesidir.

Beşinci unsur, Eğitimin lai, akılcı ve çağdaş olmasıdır. Dini esaslara bağlı bulunmamasıdır.

İşte Atatürk, bu unsurların oluşabilmesi için dört ana gurupta gerçekleştirdiği devrimlerle laiklik ilkesini yerli yerine oturtmuştur. Bunlar sırasıyla, devletin, hukukun eğitimin ve kültürün laikleştirilmesidir. Bir diğer anlatımla dinden soyutlanmasıdır.

Devletin laikleştirilmesi: Amasya kararları, Erzurum ve Sivas kongreleri, TBMM'nin oluşturulması, 1921, 1924 Anayasaları ve 1927 değişiklikleri, saltanatın ve hilafetin kaldırılması, 1937'de laiklik ilkesinin Anayasaya girmesiyle, ulus egemenliği vurgulanmış, "Egemenlik Ulusundur" ilkesi gerçek yaşama geçirilmiş, çağdaş ve laik devletin temelleri atılmıştır.

Hukukun laikleştirilmesi: Şeriye ve Evkaf Vekaletinin, mecellenin ve şeriye mahkemelerinin kaldırılması, başta ürk Medeni Kanunu olmak üzere borçlar, ticaret, icra-iflas, Türk Ceza Kanunlarının ve benzerlerinin kabulu ile, dine dayanan hukuk sistemi yerine çağdaş ve laik hukuk sistemi benimsenmiştir.

Eğitimin laikleştirilmesi: Medreselerin ve mahalle mekteplerinin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birliğinin bağlanması, üniversitelerin krulması ile, çağın gerektirdiği laik eğitim sistemi gerçekleştirilmiştir.

Kültürün laikleştirilmesi: Türbe, tekke,ocak,zaviye ve benzerlerinin kapatılması, şeyh, mürit,dede ve benzer unvanların kaldırılması ve yasaklanması, yazı, dil ve kıyafet devrimleri, soyadı kanunu, takvim, ölçüler,resmi tatil ve bayram günleriyle ilgili düzenlemeler, san'at ve dış ilişkilerin çağdaş bir anlayışla düzenlenmesi ile, ulusal birliği ve ulusal bilini oluşturmaya, kişilikli, uygar, çağdaş insana yönelik kültür anlayışı benimsenmiştir.

Peki günümüzde durum nedir?

Siyasal Partiler Yasasında yapılan antidemokratik değişikliklerle "ulus egemenliği ilkesi" zedelenmiş, TBMM işlevini tam anlamıyla yerine getiremez duruma sokulmuştur.

Yargı organlarına atanan kişilerle ilgili iddialar, bazı tarikat mensuplarının devletin her kademesinde ve alanında etkinliklerinin artması; bazı tarikat mensuplarına teşvikler, fonlar, açık ve örtülü bazı imtiyazlar yoluyla ekonomik ayrıcalıklar sağlanarak ekonomik güçlerinin arttırılması, hemen her bakanlıkta kurulan mescitler, bakanlıklara bağlı vakıflar,mantar gibi çoğalan dini vakıflar, müftülerin bazı fonların yönetimine katılmaları, tarikatların, şeyhlerin, büyücülerin, müritlerin toplumda ön plana çıkması; davul zurnalı san'at tartışmaları, laik devlet düzenindeki önemli çatlakların birkaç örneğini oluşturuyor.

Bilindiği gibi, Tevhid'i Tedrisat Kanunu'nun 4.maddesi aynen şöyledir: "Maarif vekaleti yüksek diniyat mütehassısları yetiştirilmek üzere darülfununda bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi nidematı diniyenin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi içinde ayrı mektepler küşat edecektir."

İlginçtir ki, tarım ülkesi olan ülkemizde 1987-1988 dönemi itibariyle 2.131 öğrencisi olan 17 tarım meslek lisesi, buna karşın 1989-1990 dönemi itibariyle 189.447 öğrencisi olan 363 imam hatip ortaokulu ile 202.424 öğrencisi bulunan 366 imam hatip lisesi vardır. 1988 yılında yüksek öğrenim programlarına yerleşen 9931 imam hatip lisesi mezunu gençlerimizden sadece 988'i ilahiyat fakültesine diğerleri her alandaki fakültelere girmişlerdir.

..............................

Bu mutlu günde başka yorum yapmadan, toplumda çatışmaya meydan vermeyecek şekilde başta kadınlarımız olmak üzere, dinimize samimiyetle bağlı insanlarımızı, bütün anayasal kurumları, tüm sorumluları uykudan uyanmaya, haklarımıza çocuklarımıza sahip çıkmaya çağırıyorum.

Yararlanılan Kaynaklar: Sadri Maksudi Arsal, Teokratik Devlet ve Laik Devlet, Prof. Dr. Özer Ozankaya, Atatürk ve